otobüs köşeyi dönünce arkanda bıraktığın sefil oğlun için ağladın, biliyorum anne.
ancak bana sarıldığın an kapılar aralanıyor, oğlun dile gelecek gibi oluyor ama neyse ki sarılmalar uzun sürmüyor. yeryüzünde sana aslında anlatmak istemediğim tüm o şeyleri söyleyebileceğim kadar uzun bir sarılma yok. muhtemelen ikimizden biri mezardayken gerçekleşecek, paslanmış cümlelerle bezeli çok ertelenmiş bir muhabbeti büyütüyorum.
ben sadece doğurulmamış biri gibi geçmek istiyorum devirden. sana, bu biyolojik zincirin yalnız bu dünya için tanrı tarafından kurgulanmış, biraz da kutsanmış bir şey olduğunu anlatmak isterdim en başta. ruhlarımız anne-oğul değil esasında, bunu hiç düşünmedin. tam bunu fark edeceğin anda akşam yemeğini hemen hazırlaman gerektiğini hatırlayıp işe koyuldun.
teologların yaptığı en büyük hata, ayetleri sadece kitaplarda aramaları. fıkıhçılar kusurlu, tefsirler vasat. neden kadın peygamber yok diye soruyorlar bu bir soruymuş gibi, neden olmadığını da saçmalıyorlar utanmadan... senle konuşmak istemediğime karar verdiğim gün tanrıyla konuşmayı da kestim. bunu çok sonraları fark ettim. doğuran tüm kadınlar gibi sen de vahiy aldığından habersiz bir peygambersin. kavmin için ıstırap çekiyorsun, yaşam boyu sınavdan sınava, acıdan acıya koşuyorsun. cennet ayaklarının altında değil anne, cennet senin içinde. hepimiz ademî bir tekerrürüz. hepimizi çıkarıp bu cehenneme getirdiniz. hepimiz oraya dönmeye çabalıyoruz. bazıları bir yunanlının adını haykırıyor şüphesiz... anlasana anne, isimler değişiyor ve herkes aynı rolü kendince yorumluyor. her erkek biraz babası biraz değil, her kadın biraz annesi biraz değil ve "herkes biraz başkası".
ben sadece öğrenmek istedim: nasıl oluyor yani nasıl?! nasıl yapıyorlar, nasıl yürüyor bu tren, nasıl... pişman değilim, henüz değil ama zaman denen dev, üstüme basa basa geçiyor bazen. saniyeleri tek tek iman tahtamda hissediyorum. ruhumu söke söke ilerliyorlar. hep aynı yöne, aynı yuvaya bir şeyler taşıyan karıncalar gibi. azrail'in sayısız parçaya ayrılmış hali gibi küçük ısırıklar halinde ruhumu koparıyorlar. tik-tak, bir parça daha öldük ve hep beraber. kimse yalnız değil ölürken...
annem, benim biricik peygamberim! üzülme, senin suçun yok. ben sadece ne kadar acı çekebileceğimi anlamaya çalışıyorum. sen benim en büyük zayıflığımsın ve sana bundan daha duygusal bir cümle söyleyebilir miyim, bilmiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder